15 Kasım 2017 Çarşamba

Bir Yetim Türküsü


-Mustafa Miyasoğlu’na-

I
gittin baba, yarım kalmış bir cümle gibi
uyuyakaldığımda üstüme örttüğün kitap gibi düştüm yere
beni ölümü sevmek zorunda bıraktın...
bu sevgiden midir ağlamadan bakabiliyorum
Aylan’lı kumsallara, delik deşik kundaklara
dünün veliahtı ben, sensizlikten mi
şimdi güneşin battığı yerlerde bir sokak çocuğu

şiir yaşıyorum sana, hüzün yazıyorum
nereye dönsem hep yokluksun baba
dünya yanıyor sigaramın ucunda ve sen yoksun
yetim bir yüreğe bütün bunlar nasıl sığar.


II
şöyle bir bak oradan baba
sayısız çocuk mu kayıp
yoksa biz mi, bunca acıya saygısız
oradan nasıl görünüyor dünya
isyan mızrakları savuran zavallı bir kirpi, ya da
kibritten oklar atan korkak bir çocuk gibi mi
ben nasıl görünüyorum peki
içim de görünüyor mu oradan

herkesin elinde şimdi bir Âdem elması
boğazından insan günahı geçiyor
yıkıyor dünyayı bu günahlar, kirden parlıyoruz
elmas kazanlar yıkamıyor bu pisliği, baba
birbirine basa basa çıkan evlerde
mutlu pazarlara koşuluyor hazin cumalar
ve her selâda bir minare yıkılıyor
böyle böyle ezansız şehirler kuruluyor.


III
kayboldu seninle Babil'den Kartaca'ya tüm şehirler
Cengiz geri geldi baba, yanıyor kitaplığın
küllerinden kan damlıyor Bağdat'ın
Buda'nın gözünden Arakan akıyor
Kudüs, Şam, Kabil, Kahire ölümüne karanlık
kumarbaz Akdeniz verdiği her umudu misliyle alıyor
intikam alıyor Buhtunnasır, tarihin çocuklarından

herkesin kendi peygamberi var şimdi baba
her birinin İbrahim’den bir putu
herkes birbirinin baltası, gönüller yıkıyor
Hak’tan değil, yoktan yere tarih yazılıyor
her karışına kitabeler dikiliyor
Mavera rüyalı toprakların
şeytan harflerinden
kazıldıkça yeni günahlar doğsun diye altından.

IV
kahkahaları öldürse beni keşke
duymasam bu vahşi oyunları
duymasam sesini nehirlerce akan yılanların...
toprak kokan ellerin uyandırmalı şimdi
çağlardır uyuyan aslanları
gelmesen de İskender'i durdurmalı adın
sen yakmalısın buvandallığı

elimde keskin bir kalem bıraktın, baba
ve boynumda bir vebal
sen diye sarılmışım bir alev topuna
öpe öpe sönsün umuyorum bu dünya.


(Edebiyat Ortamı, 49. sayı, Mart 2016)