İki cihan serveri, uğruna yaratıldığımız Resûl-i Kibriya
Efendimiz Muhammed Mustafa’nın (sav) âlemlerin Rabbi olan Allah’tan (cc) bize
naklettiği ve ashâb efendilerimiz, tabiin, tebe-i tabiin ve onların yoluna
yürekleri ve namuslarıyla sahip çıkan salih ve müttaki güzel kulların sayesinde
haberdar olabildiğimiz, Allah katında tek din olan İslâm’ı, Efendimize nakledildiği
şeklin kendisi olan ehl-i sünnet yolunu tahrif çalışmaları 14 yüzyıldır çeşitli
şekillere girdi. Haricilikle başlayan ve sair ehl-i fasıkın çabaları elbette
Allah’ın dinini gölgede bırakmaya güç yetiremedi, yetiremeyecek de. Fakat Yahudi
vesair küfür ehlinin, ehl-i sünnete (yani İslâm’a) karşı uydurduğu ve/veya desteklediği
harici fırkalar karşısında, Allah’ın dininin kalesi konumuna gelen (yükselen) nadir
coğrafyalardan biri olarak Anadolu, son asırda ve özellikle son yarım yüz yılda
olağanüstü bir tahrif hücumuna uğruyor.
Bir taraftan rahatlarını bozmayacak, onları
korkutmayacak, Hıristiyanlıktakine benzer “gazapsız, yalnızca sevecen bir
Tanrı”sı olan bir inanç isteyen, ama zevahir icabı “Müslümanlıktan” da çıkmaya
cüret edemeyen bir güruh için Yaşar Nuri Öztürk gibi “laik ilahiyatçı” modeli
uyduruldu. Ahiretini dünya ikbali için bile bile satan, Kur’an-ı Azimüşşan’ın
ve Resül-i Ekrem’in yolunu terk eden ve cahilleri peşinden sürükleyen bu “din
hainleri”nin bulandırdığı zihinler, daha sonra “hoca” sayıldığı günlerde bile
kelime-i tevhidi pazarlık konusu yaparak münafık olduğunu kanıtlayan Fethullah
Gülen ile “hoşgörü, dinler şemsiyesi, ortak inanç” gibi ila-yı kelimetullaha
muhalefet fikri ile zehirlendi. Dine ihaneti, millete, vatana, devlete,
ekonomik ve sosyal düzene oluşturduğu tehdidin binde biri kadar önemsenmeyen bu
azılı münafığın açtığı gediği, “Bize Kur’an yeter” diyerek her biri kendisini
birer müfessir, müçtehid ve hatta birer “Peygamber” zannedecek derekede,
Kur’an’ı anlamak için Peygambere ihtiyacı olmadığını iddia edecek kadar
küstahlaşan zavallı bir güruh yetiştiren fasık Mustafa İslamoğlu doldurmaya
başladı. Fethullah Gülen’den aşağı kalır yanı olmayan, ama henüz “devlete ve
sosyal düzene” daha doğrusu, konformistlerin rahatına yönelik bir tehdit oluşturmuyor
sanıldığı için, yaptığı “din ihaneti” umursanmayan bu münafığın başını çektiği
tahrif çalışmasına bir de Müslüman olduğunu iddia edip deizmi ve evrimi
savunacak kadar ahmaklığını açıkça sergileyen, İslâm tarihini, hadis ilim ve
usulünü ve hatta Arapça’yı bile bilmeden “hadis musahhihliğine” soyunan Caner
Taslaman gibi amatörler de destek veriyor.
İslâm’a ve onunla şeref bulan Anadolu’nun ehl-i sünnet
itikadına saldıran din haini Fethullah Gülen’in fasık fikirleriyle, ifsat
çalışmasıyla, ektiği münafıklık tohumuyla mücadele etmek yerine, din düşmanı
olmasından ötürü değil, "vatan haini bir terörist" olarak yalnızca
kendisi ve yardımcılarıyla mücadele eden (hatta bunu yaptığı bile şüpheli olan)
zavallı zihniyetin, 15 Temmuz darbesi eğer gerçekleşseydi, ona Cumhurbaşkanım
veya Devlet başkanım diyeceği aşikârdır. Bunun somut bir kanıtı olan darbeler tarihi,
yönetimi zorla ele geçirenlere (Hain Paşa Kenan Evren, Hain Paşa Abdülfettah
Sisi vs.) boyun eğen, haktan değil, güçten korkan ve gasp edilen makamlarda
oturan eşkıyalara “başkanım” diyen güruhun vebalini yazmaktadır…
( Medyamit , 10 Haziran 2016 )
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder