18 Kasım 2017 Cumartesi

Tut Elimden Rüzgâr


kehkeşana sarılıp bir mağarada uyudum
uyandım kapıda bekleşirken köpekler
mızraklar dikili şehirlere, kitaplar nehirlere düşmüş
güneş bir gönül peşinde kaçmış mesneviler şerhine
sarılmış bütün bulutlar o güzeller güzeline
gökler çınlıyordu önce zulümden
şimdi sessizlik yakarıyor adamın eline
her insan ayrı dilden konuşuyor
gidişine dönüyor dünya
kimseler ilişmiyor kimsenin kalbine

Süleyman ile halvetteyim ben, anlamıyor münadi kargalar
ben evlerinize dilsiz, duvarlarınız bana çarpıyor
çalıverin kahırla davullar, ağır aksak bir küheylan
düğün alayından teneşire adam değil nal toplar
sarsıntıdan, yarından, hiç kurumayan kandan, çıkmayan candan
ölümden değil üç harfliden, geceden, gölgesinden
daha bilmem nesinden ölümüne korkan kodamanlar
pek de cesurlar, yalansız diyardan korkmayanlar

dinlenmeyen bir huysuz ihtiyar
gibi içinizden geçip giderim
cebimde hiç konuşturmadığınız kelimeler
görmezsiniz beni siz
ben kalbinizi göremem

şuraya bir umut bırakıyorum yüzyıllık rüyamdan kalan
bahar kokulu o mağarayı da bastınız biliyorum
gidecek çok yerlerim var daha, kovulacak köylerim
ben şimdi yemyeşil bir çöle dönüyorum
kuşları saldım içimden
bütün uçtuklarını unutmuşlar
tut elimden rüzgâr
ben daha çocuğum.

(Aşkar 42. sayı, Mayıs-Haziran-Temmuz 2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder